Zoraki Türkçülük
“Türk ne bilir adabı, lak lak içer ayranı” ya da “Etrak-i bilidrak” deyişine/tanımına konu olan Türklerin 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde bir ulus-devlet kurabilecekleri o tarihlerde ihtimaldir, kimsenin aklına gelmezdi. Bir zoraki milliyetçiliğin -ya da hayli geç kalmış bir ulus bilincinin diyelim-, ajite ettiği Türkçülüğün hızlı bir şekilde yayılması ve on yıllar içinde yeni bir devletin kuruluş ideolojisi haline dönüşmesi başlı başına bir dikkat vesilesidir. Türkler’i aşırılıklar çağına girilirken, milliyetçilik mefkuresine bu denli uzak bırakan, akabinde ancak bir takım dışsallıklar neticesinde kerhen yurtseverlik fikrine angaje eden, gel gelelim yıllar içinde patolojik bir ırkçılık noktasına varan, bugün dahi irrasyonel bir milliyetçilik fikri ile yoğuran sebepler nelerdi? Türk aydını, gelişmeleri hayli geriden takip eden ve ancak hızla giden ulusçuluk treninin son vagonuna binen bir bohem olduğundan mı, yoksa milletin kendisi işinde gücünde didinirken, ancak yersiz bir et...