Kayıtlar

Kendi Kişisel Kahve Tüketimim!

HaberTürk'ün Cumartesi ekinde Ali Esad Göksel'in kahve üzerine yazdığı enfes 3 küçük yazıyı görünce bir kahve müptelası olarak bendenizin aklına da yılda ne kadar ve hangi tür kahve tükettiğim düşüverdi! Hazır yapılmış sade-şekersiz kahvemi doldurup laptop'ımın karşısına geçtim ve tüm hafızamı toplayarak önce günde ortalama kaç bardak kahve tükettiğimi hesaplamaya çalıştım. Günlük ortalamamı hesaplayabilmem için önce sapmaları gözönüne almam gerekiyor sanırım. Haftaiçi, yani Mülkiye kafeye gitme şansımın olduğu günlerde kahve tüketimim okulda en az 3 bardak, evde de en az 2 bardak olmak üzere 5 bardak. Dolayısıyla okulun açık olduğu yaklaşık 8 ayın tüm haftaiçilerinde günde ortalama 5 bardak sade-şekersiz nescafe tüketiyorum. Bunlara ek olarak haftada bir kez Latte, 2 haftada bir Latte'nin daha az sütlüsü Cappucino, ayda bir kez daha espresso yoğun Macchiato tüketiyorum. Tek espresso attığım zamanlarsa yine ayda bir. Double espresso'yu ise ancak 3 ayda bir tüketiyor...

Bir Profesyonel olarak Hido!

Dün Türk Basketbol Milli Takımını Efes Pilsen World Cup'ta izlemek için sevgili arkadaşım Nesli ile birlikte Atatürk Spor Salonuna gittik. Türkiye Almanya ile karşılaşıyordu ve her ne kadar Almanlara karşı bir sempatim olsa da Türkiye için heyecanlanmaktan kendimi alıkoyamadım. Hatta ve hatta Alman genç pivot Femerling'in tahrik edici hareketleri sonucu oyuncularımızı çığrından çıkarmaya çalışmasına fevkalade kıl olduğumu söyleyebilirim. Tüm bu kışkırtmalar daha sonra Ömer Onan'a çalınan bir sportmenlik dışı faule dönüştü. Maçla ilgili detayları mutlaka okumuşsunuzdur. Kazandıkları paranın yanında yaptıkları işin neredeyse "hiç" olduğu kimi basketbol yorumcuları (ki bu adamlar futbol yorumcularına bin basarlar) maçtaki hataları, Tanjeviç'in kusurlarını falan ballandıra ballandıra anlatmışlardır. Sanırım onların dünyasında kazandıkları parayı helal etmek ve bu "helalization" ı da ne kadar çok konuşur, ne kadar çok eleştirirlerse o kadar çok gerçekleşt...

Güçlü Ordu, Güçlü AKP!

İki olay, iki çok mühim olay oldu laf arasında: 1) TSK coştu, ayar verdi yine aleme. 2) Sadullah Ergin HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin görev alanlarını değil ama yapısını değiştirmek üzere bir "budama" faaliyeti başlatacaklarını açıkladı. (Her nedense buna yargı reformu adını takmış Milliyet Gazetesi. Bu reform mu, kadrolaşma mı belli değil!) İkinci madde ile ilgili sonra yazacağım, çünkü fevkalade önemli ve derin. İlk başlıkla başlamak gerekirse... Malum, Orhan Pamuk arada sırada yabancı basına demeç verir. Türk basınını bayağı, şoven, yobaz vb. buluyor olsa gerek. 2008 Frankfurt Kitap Fuarı'nda da ne zaman yanına gitmeye çalışsam hep yabancı basın tarafından çevrelenmiş olarak görmüştüm. Türk basınına olan güvensizliğine bizzat kendisi tarafından Avusturya'nın Salzburg şehrinde tanık olmuştum. O zamanlar henüz piyasaya çıkmamış olan Masumiyet Müzesi üzerine bir "Lesung" yapmış, fakat bu okumanın bir Türk gazetesine haber olarak çıkmasını istememişti. Vel...

Genç Bir Kadının Açılım Anlayışı ve Kürt Olmak

Genç İzmirli kadın Kıbrıs Şehitleri caddesine alışveriş yapmak için çıkmıştı o gün. Kriz döneminin indirim fırsatlarını realize etmek istiyor, daha önce çok isteyip de alamadığı harika bluzları, rengarenk t-shirleri ya da Roma dönemi kölelerinin sandaletlerini anımsatan ama bir o kadar da şık ayakkabıları bugün, değerinin belki de yarısı fiyatına alabileceğini düşünüyordu. Kıbrıs Şehitleri caddesi birçok markayı bir arada bulabileceği nadir yerlerden biriydi. Fakat tabi ki Konak Pier’de, Park Bornova’da da gitmek istediği mağazalar vardı ve biliyordu ki oradaki birçok ürün tam ona göreydi. Üstüne giydiği her kıyafeti aslında kendine yakıştırıyordu, tek problemi hangisinin en çok yakıştığını saptamakla ilgiliydi. Ne de olsa hepsini alacak kadar parası yoktu. Daha doğrusu şehrin en güzel kafelerine gidebilecek, BMW ya da Mercedes-Benz sahibi arkadaşlarıyla dışarı çıkabilecek kadar yakınlığa sahip bir burjuva kızı olduğunu düşünüyordu. Yine de para biterdi, ailesinin ona verdiği miktar sı...

Namussuz alçaklar!

Resim
Başbaşkanımız buyurmuşlar yine, hoşgeldin ya şehr-i ramazan diyerek: "Bir kağıt almış dolaşıyorlar; 'Amerika'nın bir projesidir bu...' Bunu ispat ederlerse her şeye varım. Ama ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar. Bu kadar açık, bu kadar ağır konuşuyorum." (Haberin tamamı için tıklayın ) Ne diyelim, sizin de mübarek ramazan ayınız hayırlara vesile olsun efendim! Fikir yürütenlere, iktidarın geçmişte yaptıklarıyla geleceğe projeksiyon tutmaya çalışan herkese ağız dolusu söven bir başbakanın varlığı beni nasıl mutlu ediyor bilemezsiniz! Hele o namussuzluk hissiyatı yok mu..O ırz düşmanlığı, o şerefsizlik payesi ve iktidar olanın derin tahakkümü altındaki inleyişlerim. Sanki bana başbakan tarafından üstün hizmet madalyası verilmişçesine zevk veriyor bunlar. Dayak yemekten keyif alan şoparlar gibi dönüp dönüp başbakanın küfürlerine hedef olmak istiyorum, salak olmak, mal olmak istiyorum. Ve sonra da ona pis bir gülümsemeyle bakıp, daha yok mu daha yok mu deme...

Türkiye Tarihi Günler mi Yaşıyor Gerçekten?

Son günlerde Ankara'da hava olması gerekenden çok daha sıcak. Öncelikle neler olduğunu kayıt altına almalı. 1) Türkiye Cumhuriyetini yönetmekle görevli (burası önemli) iktidar partisi açıkça tarihte hiç bu şiddette görülmediği üzere, Türkiye'nin Kemalist çizgiyi korumaya gayret eden hukukçularıyla rant kavgasına girdi. 2) Yine aynı iktidar muhalefetin tüm itirazlarına rağmen Milli Görüş geleneğinden geldiği bilinen bir parlamenteri millet iradesinin tecelli ettiği çatıya başkan olarak adeta tayin etti! Bu yeni bir şey değil aslında; Bülent Arınç örneği hafızalarda. 3) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2005 yılında denediği Kürt açılımını şimdi, daha da açarak tekrar denemek istiyor. Bu amaçla daha önce terörün destekleyiciliğini yaptığını ileri sürerek görüşmeyi defalarca reddettiği Demokratik Türkiye Partisi(DTP) Eş Başkanı Ahmet Türk ile görüştü. PKK ile DTP arasında fark var dedi. 4) İktidarın tüm unsurları ve İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvveti Polis, açık ve net olarak,...

Eylül'de Ziyan, Ekim'de Siyasal!

Resim
Önce müjdeyi vereyim: Kinyas ve Kayra'nın efsanevi yazarı Hakan Günday, Eylül'de çıkacak olan yeni kitabı "Ziyan"ın ardından, Ekim'de Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde takipçileriyle buluşacak! Bilenler bilir, bir yeraltı yazarıdır o. Öyle acayip bir karizması vardır ki edebiyat dünyasında, kokoreç gibidir. Seveni çok sever, sevmeyeni hiç sevmez! Sevmeyenleri aslında hiç anlamaz! Hakan Günday, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden güç bela mezun oldu!* İlk ve efsane olan romanı Kinyas ve Kayra'yı daha o okuduğu yıllarda, kah orta kantinde Mülkiye kafeden aldığı sıcak kahveyi tadarken, kah Lenin Caddesinde devrimci gençliği seyreylerken, kah arka bahçede votkayla boğazını yıkarken, kah da okulun hemen karşısındaki Saray Oteli'nde, aynen Azil'de anlattığı gibi; bir daha hatırlamamak üzere tüm dünyasını, gelgitlerini, varoluş sancılarını kusarak yazdı. Şimdi o topraklara geri dönüyor! Ben ve eminim ki benim gibi olan onlarca okuru da onu bekliyor. Kısacası...