Kayıtlar

Adı Olmayan Yoksullar ve Gilvan’ın Spreyinin Temsil Ettiği

Resim
         Türkiye’de kapitalist dönüşümün kültürel niteliği 80’lere gelene dek önemli bir farklılık taşımamaktaydı. Büyük ölçüde sınıfsız denilebilecek, olsa olsa bir takım meslek zümrelerine göre farklılaşan ve kamusal gücün bir bütün olarak hem bürokratik hem de sosyal anlamlarıyla halktan ayrıştığı bir yapı mevcudiyetini sürdürüyordu. Bu durumun ilginç örneklerinden birini Yeşilçam’da görmek mümkündür. Fabrikatörün zengin oğlu, babasının fabrikasında çalışmakta olan fakir kıza tutulur. Onu alabilmek için önündeki tek engel kendi babasının vicdansızlığıdır. Bir takım itiş kakışlardan sonra gaddar baba vicdana gelir, bu sınıfsız kaynaşım da vücut bulur. Yeşilçam melodramının bu imkansız aşkı tasvir edişi ilginçtir, çünkü Batı’daki melodramlara bakıldığında kesinlikle böyle bir imkansızlıkla karşılaşılmaz. Orada resmedilen şey, reel hayatla paralel bir şekilde aynı sınıftan olan insanların aşkıdır. Batı’nın sınıflı yapısının izdüşümü olan...

Hüseyin Rahmi’nin Ayna Düşkünü Erkeği’nden İnternet Fenomeni Melis’in Instagram’ına Beyaz Türk’ün Ahval ve Şeraiti

                     Burjuva olarak tanımladığımız şey, bagajında kentli, vülger, yerleşik, sivil, medeni gibi kodları taşıyan ve tarih içinde Tiers Etat ’dan neşet etmiş bir kümedir. Aristokrasinin ve Ruhban sınıfının dışından gelen ve kuşattığı Fransız Ancien Regime ’ni yavaş yavaş ele geçirmiş olan bu küme Fransa’da belli bir köke sahipken, konu ABD olduğunda, Marx’ın da dediği gibi, geçmişle hiçbir bağa sahip değildir. Bununla birlikte, aristokratik ögelere öykünme gibi bir davranış biçimi geliştirmiş olan burjuva kültürü, orada da benzer bir rol modeli benimsemişti. Sadece orada değil, Osmanlı’nın Aşırı Batılılaşması deneyimi vesilesiyle burada da yerli Yupilerle karşılaşmamız vaka-i adiyeden hale dönüşmüştü.              Türk modernleşmesinin köksüz burjuvalar yoluyla kültürel bir satıh üzerinden ilerlemesi, roman...

İskilipli Atıf Hoca’dan Alsancak Olayı’na

Resim
Bugün Siyasal İslam siyasetini yürütenlerin temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp gündeme getirdikleri mağduriyet söylemi, söz konusu dönem Erken Cumhuriyet olduğunda gerçek bir “gadre uğramışlık” psikozu içinde düşünülebilirdi. Saltanat kurumunun değilse de, hilafetin ilgası (Ya da hukuken konuşursak, son Halife müzisyen ve ressam Abdülmecid‘den alınıp Meclis uhdesine bırakılması) ile başlayan ve İstiklal Mahkemeleri’nde gerçekleşen hukuk dışı yargılamalarla dozunu arttıran, beri yandan 1921 Teşkilat-ı Esasiye’nin temel aksiyomları olan adem-i merkeziyetçilik ve devletin dininin İslam olduğu vurgusunun 1924 ile birlikte terk edilerek laik ulus devlet diktasına dönüşmesi karşısında İslamcılarla yaşanan gerilimler, devlet karşısında kümelenen bu gruba meşru bir mağduriyet alanı yaratıyordu. Kutsal mazlumluğun inşası diyebileceğimiz bu ilk dönemde modernite ve gelenekselin çatısması kendisini bazı simge olaylar vesilesiyle ekspoze ediyordu. Bunlardan biri Şapka Kanunu’nun uygulanması id...

History from Below ya da Maduniyet Çalışmaları

Sanırım bir Woody Allen filmiydi, yanılıyor olabilirim, ekrandan bütün haşmetiyle çıkıp giden bir jipin ardından bakan ve sigarasından derin bir nefes alan adam, karşısındaki kişiye kerameti kendinden menkul bir bilgelikle şöyle deyiveriyordu: “Amerika’da iki sınıf vardır dostum; şu jiplere binenler (sahip olanlar) ve ona binmeye (sahip olmaya -ya da olmak için) çalışanlar.”             1950’lerin Booming Period denilen şaşalı atmosferi, soğuk savaşın “gülümseyen” tarafı Amerika’da yeni ve güya sınıfsız bir toplum inşa ediyordu. Bu toplumun öyle ya da böyle maddi problemlerini çözdüğü, American Dream’i sıradan Amerikalı’nın havsalasının dikkatine sunduğu söyleniyordu. İki-kutupluluğun diğer tarafında duran Sovyet modeli ise, Sosyalist düşünceyi çelişkilerle dolu Stalinist bir praxise dönüştürürken, bu içsel zaaflar Amerikan tarzı life – style ’ın hem çevre ülkelerde hem Marshall Yardımı’yla zenginleşen Avrupa coğrafyasında...