Bir “Bozkırkurdu” olarak Walter Benjamin ve Auranın İşlevi


          
              
Bu çalışmanın amacı Alman düşünür Walter Benjamin’in Das Passagen-Werk [Türkçe: Pasajlar, çev.: Ahmet Cemal, Yapı Kredi Yayınları, 2008] adlı yapıtında bulunan “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” denemesinin, yine aynı düşünürün tarih felsefesi içerisinden geliştirdiği özgürleşim kavramıyla ilişkisini ele almak ve yazarın “aura” olarak adlandırdığı sanat yapıtına içkin özel atmosferin yitiminin hangi bağlamda özgürleşim olanağı ile ilişki kurduğunu ortaya koymaktır. Benjamin’in “geleneğe tutunmak suretiyle tahakküm araçlarından kurtulmak” yöntemi ile sanat yapıtının aurasının yitiminin sonuçları arasındaki bağı açığa çıkarmak olarak teferruatlandırılacak olan yaklaşımın yanı sıra, Benjamin’in birbiriyle zıt konumda olan düşünceleri hangi saiklerle savunduğu da ortaya konulacak ve ünlü düşünürü neden bir “Bozkırkurdu” olarak tanımladığımız açıklanacaktır.

            Walter Benjamin’in tarih felsefesi, onun ortodoks akademi dünyasındaki formasyonu özümseyemeyişindekine benzer şekilde (bir türlü bitiremediği doçentlik tezi1) otantik varoluşunda şekillenen bazı romantik ögeler içerir. Walter Benjamin’de bir yandan -salt duruşsal bir benzerlik olarak, zira Benjamin’in Hegel’i itici bulduğu bilinir2.- G.W.F. Hegel’in tarih kavramına romantik bir mesele olarak yaklaşımındaki iyimserlik3, öte yandan Friedrich W. Nietzsche’nin tarihe her bakışında nasıl birer “tekne kazıntıları” olduğumuzu gören öfke dolu bir hal vardır.4 Bu ikilik W. Benjamin’i, tarih felsefesi bağlamında düşünüldüğünde Hermann Hesse’nin modern romanın doruk noktalarından biri olarak görülen Der Steppenwolf’ündeki (Türkçe: Bozkırkurdu, çev.: Kamuran Şipal , Yapı Kredi Yayınları, 2003) birbiriyle çatışan iki ruh halini yaşamasıyla ün yapmış karakteri Bozkırkurdu’na dönüştürür. Geleneksel tarih anlayışının yıkılarak içinden bir özgürleşim olanağı olarak yine geleneksel olanın çıkartılması yaklaşımındaki gibi, ilk bakışta tezatmış gibi görünen iki unsura aynı anda sahip olma halidir bizim Benjamin’e Bozkırkurdu dememizin nedeni. Bu “ya biri ya diğeri, ama aynı anda ikisi de değil” olarak formülleştirilebilecek olan felsefi tutarlılığın ilk reddedilişi değildir. Benjamin’in bizim de çalışmamızın son kısmında bahsedeceğimiz auranın yitimine yönelik eleştirilerinde de bu ikili tavrı görebiliriz.

Walter Benjamin, kültür tarihine Theodor Adorno’nun onu tamamen reddedip, yerine yeni bir “form” kurulmasını salık verdiğinin tersine, tarihin içinde işe yarayabilecek ögeler bulunan bir alan olarak bakar. İşe yarayacak ögeler dediği şeylerden kasıt, elbette onun “özgürleşim” meselesiyle bir arada gelir. W. Benjamin’e göre tarih bir varlık alanı olarak içinde sayısız özgürleşim olanağı taşıyan vakıalar taşır. Tarihin içindeki bu parçalar özgürleşim peşinde koşan tarihçi tarafından çekilerek alınmalıdır der5; çünkü yekpare şekilde bakıldığında tarih egemenlerin resmettiği bir tablo gibidir. Buradan hareket edildiğinde, W. Benjamin, Aristoteles’in tarih üzerine dediği gibi, “tarih, tarih yazıcılarının yazdığı şeydir” varsayımını kabul eder6 ve olguların egemen figürler elinde speküle edilebileceğine dikkat çeker. Meşhur tarihçi Leopold von Ranke’nin “objektif tarih” dediği şeye inanmaz. 7

            Benjamin’in tarih felsefesinde dikkat çeken bir başka nokta, düşünürün “An”ların ebediliğine yaptığı vurgudur. İtalyan yazar Cesare Pavese’nin “Günleri (geçmişi) değil, anları hatırlarız.”8 diyerek basitçe ortaya koyduğu hakikattekine paralel bir düşüncedir bu. Özgürleşim denilen, tarihin bir bütün olarak tahakküm edici yazımından (konformizm) içinde yitik olan hakikate geleneğe tutunarak ulaşma mücadelesidir. İşte bu mücadele, ebedi aynılığın arasına gizlenmiş ütopik damarı “An”lar üzerine yeniden ve yeniden durup düşünmek yoluyla bulup çıkarmanın adıdır.

Walter Benjamin’in  “An” dediği şeye yüklediği anlam, sadece tarihsel açıdan değil, sanat açısından da çok önemli bir noktada bulunmaktadır. W. Benjamin’in “sanat eserinin tekniğin yardımıyla yeniden çoğaltılabilirliği, kitlenin sanatla olan ilişkisini değiştirir”9 derken gerçekte söylemeye çalıştığı şey, bir tabloya bakmakta olan bireyin o tablonun aurası içinde kaybolurken, tekniğin yardımıyla üretilmiş ve “biriciklik” özelliğini yitirmiş bir sanat nesnesi karşısında aynı bireyin tabloyu kendine çağırması ve onu bir tüketim nesnesi olarak görmesine yaptığı eleştiridir. W. Benjamin’e göre auranın ortadan kalkması, “an”ın kaybolmasına, “an”ın kaybolması ise özgürleşim olasılığının yok olmasına sebep olur. Lineer (doğrusal) bir felsefi düzlemde bulunmamakla beraber W. Benjamin, bu birbirini doğuran etkilerin ilk olarak fotoğraf tekniğinin gelişmesiyle nasıl vuku bulduğuna dikkat çeker çalışmasında. Keza müziğin kilise duvarlarını aşıp artık evlerde dinlenebiliyor olması, film tekniğinin gelişimi gibi yenilikler sanat yapıtındaki auranın yitimi ve kült değerini terk etmesi anlamına gelir.10

            Walter Benjamin, öte yandan auranın yitimi ve sanat eserinin kült değerini terk etmesini sanatın aristokratik niteliğine indirilmiş bir darbe olarak niteler ve sanat yapıtını demokratikleştirmesi hasebiyle takdis eder.11 Sanat yapıtı artık törensel zorunluluğundan sıyrılmış ve kitlenin ayağına gitmeye başlamıştır. Bu duruma faşizm, politikayı estetize ederek tepki vermiştir. (Karşı tepki komünizm tarafından sanatın politizasyonu ile verilecektir.)12 Benjamin’in faşizm ve estetik arasındaki bu sıkı fıkılığa karşı çıkışı, auranın yitimini teknoloji aracılığıyla dünyevileşmeye olanak tanıyan bir kurucu unsura devşirmesiyle kendini gösterir. 13 Benjamin bu noktadan hareket ederek törensel niteliğini kaybeden yapıtın sergilenme değeri kazandığına işaret eder ve bunun faşizmin sanat dinine dönüştürdüğü estetiğin halka sunularak demokratik bir dünyevileşmenin önünü açtığını vurgular. Auranın yitimine karşı durur gibi yapıp bir yandan bu yitimin göreli avantajlarını selamlıyor oluşu Benjamin’i neden “Bozkırkurdu” olarak tanımladığımızı yeniden gözler önüne sermektedir.

            Sonuç olarak söylemek gerekirse, Benjamin’de sanat yapıtının kendine özgü atmosferi ve onun yitimi, hem olumlu hem de olumsuz bir takım sonuçlar yaratmakta, Benjamin de bu sonuçlar bağlamında birbiriyle çatışma halinde bulunan tezleri aynı anda savunmaktadır. Benjamin’in eserlerinde sıklıkla karşılaşılabilecek olan bu durum, onun düşünce tarihi açısından konumunu sarsan bir etkide bulunmaz, bilakis yazarı farklı bir noktaya taşır. Benjamin’in özgürleşim olanaklarını içinde barındıran tarih anlayışı başta Marksist kuram olmak üzere birçok düşünce alanını ve insanını etkilemiş, bizim de yukarıda değindiğimiz makalesi estetik kuramına ve sanat eleştirisine çok önemli katkılar sağlamıştır.


Notlar:

1 Walter Benjamin, Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı, sf. 29, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010
2 A.g.e., sf: 31
3 Ulus Baker, İmparatorluk ve Pratico-Inerte, < http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=7,114,0,0,1,0>, ( 23/12/2013)
4 A.g.e.
5 Besim F. Dellaloğlu, Aslı Odman, Sibel Yardımcı, Walter Benjamin’le Olağanüstü Haller, sf. 21, Cogito Sayı: 52, Güz 2007
6 Isaiah Berlin, Bilimsel Tarih Anlayışı, <http://www.oocities.org/ystezel/articles/berlini.html>, (23/12/2013), Çev.: Y.S.Tezel
7 Besim F. Dellaloğlu, Aslı Odman, Sibel Yardımcı, Walter Benjamin’le Olağanüstü Haller, Cogito Sayı: 52, Güz 2007
8 Cesare Pavese, Yaşama Uğraşı, sf. 58 , Çev.: Cevat Çapan , Can Yayınları, 2008
9 Walter Benjamin, Pasajlar, sf: 69, Çev.: Ahmet Cemal, YKY Yayınları, 2004
10 E. Çiğdem Artan, Fotoğrafın Sanatsal Değerinin Ötesinde Kullanım Alanları Üzerine Bir Tartışma, sf. Cogito Sayı: 52, Güz 2007
11 Fırat Mollaer, Walter Benjamin’i Çağımızda Tahayyül Etmek, sf. 247, Cogito Sayı: 52, Güz 2007
12 Walter Benjamin, Pasajlar, sf: 79, Çev.: Ahmet Cemal, YKY Yayınları, 2004
13 Süreyya Su, Fotoğraf ve Sanat, sf. 231, Cogito Sayı: 52, Güz 2007

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği Üzerine

10 Adımda Eskişehir'de Geçirilebilecek En İyi Haftasonu