Toplumsal Muhalefetin Formasyonundan Popüler Kültür Mekanına; Kahvehaneler ve Dönüşüm

Mekanların da ruhları vardır. Bu ruhu mekanla ilişki kuran insanlar kolektif olarak üretirler; farkında olmadan yarattıkları bir aura vardır ve bunun az ya da çok geçmişle bağları vardır. Orada oturanlar bir anın parçası olurlar ama aynı zamanda orada oturacak olanlara da kendilerinden bir hatıra naklederler. “Rüyası ömrümüzün, çünkü eşyaya siner.” diyen A.H.Tanpınar’ın hakkı vardır; tahta, gıcırdayan bir dolap bile bize “nostaljik saadetten” bir şeyler anımsatır. Nostaljik olan kötülükleri gizler, hep iyiyle anımsanır. Bugünün başa çıkamadığımız sorunlarından kaçıp sığınmak için tarih, iyi bir ağırlayıcıdır.

Çalışmamıza konu olan toplumsal muhalefetin rüyası da işte bunun gibi, Osmanlı payitahtı İstanbul'un izbe kahvehanelerine sinmişti. Yeniçeri ocağının Bektaşiliğe kapılarını açması (1590)(1) ile Osmanlı’ya kahvenin girişi (1550-1554) arasındaki yıllar farkında olmadan bu iki olgu arasında kurulacak köprüyü, adeta bir dibek kahvesinin sobanın üstünde yavaş yavaş demlenmesine benzer şekilde büyük bir dinginlikle inşa ediyordu. Kahvehaneler kazan kaldıranların buluştukları, Ortodoks İslam’ın vulgar tasavvuruna meydan okunulan birer
“fitne-fesat yuvaları”ydı. Bütün yeniçeri isyanları bu kahvehanelerle planlanmıştı. Öyle ki buralarda devrin hükümranları, yoldan çıkmışlara hususi olarak hazırlanan Battalname, Hamzaname gibi dini menkıbeler okuttururlardı ki, başı buyruklar yola gelsinler, aman dilesinler. “Kahvenin ya da tütünün sahneye çıkması Osmanlı kültürel ve toplumsal (hatta politik) yaşamının geleceğini belirleyen hat üzerinde matbaa makinesinin kullanılmaya başlanması kadar etkili değil miydi?” diyor Cemal Kafadar, haklı olarak.(2) Yüzyıllar sonrasında
80 darbesinin kudretli(!) ve hızır gibi yetişen kumandanı,(3) (bugünün güya persona non gratası) 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, siyasal bir mücadele alanına dönüşmüş olan kıraathanelere kütüphane kurulmasını zorunlu kılan bir yasa tasarısını onayladığında, toplumsal muhalefetin sindiği bu mekanlardaki asabiyete karşı, aslına rücu eden kadim Doğu despotluğunu yeniden üreterek karşı koyduğunun farkında mıydı, bilinmez.

Sait Faik’in üniversite diye adlandırdığı kahvehanelerin Cumhuriyetle birlikte payına düşen gazabın şiddeti azalmadı. Şu kadar ki, genç Cumhuriyet kahvehanelerde serpilmiş İttihatçıların fikirleri üzerine yükseldiğini unutmuş, pozitivist dürtülerle miskinlik yuvası olarak gördüğü kahvehanelere çeşitli yol ve yöntemlerle çeki düzen vermeye çalışmıştı. Otoriter modernizmin “Avur zavurun kahvehanelerine” bakışının modernleşmeci paradigmanın içinde olduğunu söylemeye gerek bile yok. Tam da bunun anti-tezi olduğundan olsa gerek,
Demokrat Parti iktidarıyla köy kahvehaneleri yaygınlık kazanmış, şehirlerin debdebesinden kaçıp sığınanların tersine, köyün can sıkıcı kasvetine bir nefes alma imkanı doğurmuştu.

80’lerde seks filmleri furyasının başladığı, dönemin yeni ve kısa ömürlü teknolojisi VHS filmlerin buluşulup izlendiği, şimdilerde kaçak (ya da değil) şifreli maç yayınlarına ev sahipliği yapan, fakat esasında gizli bölmelerinde kumar oynatılmaya devam edilen bu kahvehanelerle otoritenin mücadelesinin bittiğini söyleyebilir miyiz? Pek mümkün görünmüyor. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın eliyle biranın kaldırıldığı kahvehanelerden şimdi de sigara silinmeye çalışılırken, kamu sağlığı söyleminden hareket eden iktidarın gerçekte kahvehanelere yönelik bir zapt-u rapt girişimi olmadığını düşünebilmek mümkün mü? Kanunun suç değil kabahat saydığı kapalı alanda sigara içmek ya da kumar oynatmak eylemlerine bu kadar büyük bir
hassasiyetle yaklaşan iktidarın kahvehaneleri itip kakmasının eşyaya sinmiş muhalefet algısıyla hiç mi ilişkisi yoktur?

Otoritelerin ötesinde, modernitenin hedefinde de kahvehanelerin olduğu söylememiz gerekir. Bugün mantar gibi çoğalan, havai gençliğin caka satma mekanlarına dönüşmüş olan yabancı kahve markalarının memleketin tüm sathına yayılışı nedendir? Babalarının 80 öncesinde siyasi saiklerle buluştuğu kahvehanelerden, çocuklarının akıllı telefonları aracılığıyla selfielerini çekip koydukları, tuhaf isimli kahve bazlı ürünler tüketip saatlerce laklak yaptıkları Starbuckslara hangi sürecin sonunda gelindi? “Kahvehanenin ehlileştirilmesi”
denebilecek olan bu transformasyon, bugün güne kahve içmeden başlayamayan Batılılaş-mış gibi yapan yeni orta sınıfı hangi tehlikeli sulara girmekten alıkoyuyor? Adım başı açılan kahve evleri, mahalle kahvehanelerini giderek piyasadan silerken, toplumsal muhalefet tarihsel formunu da yapay bir popüler kültür nesnesiyle ikame etmiyor mu?

Bu çalışmada Osmanlı’da kahvehane kültürü ile toplumsal muhalefetin formasyonu arasında bir ilişki kurulmaya çalışılırken, bir yandan da Osmanlı sarayındaki Sünni taassubiyetin yükselişinden, reaya arasında Bektaşiliğin yayılmasına evrilen tarihsel süreç incelenecek ve nihayet siyasi bir kalkışma alanı yapısından popüler kültürün konfor alanına dönüşen kahvehanelerin geçirdiği büyük dönüşümün izi sürülecektir. Bu amaçla öncelikle kahvenin Osmanlı ülkesine girişine ilişkin tarihsel bir arka plan sunulacak, akabinde
kahvehanelerin toplumsal muhalefet alanlarına dönüşmesi ele alınarak kahveye yönelik siyasi baskılar ortaya konulacaktır. Zaman içinde Osmanlı ulemasına hakim olan Sünni taassubiyetin nedenleri tartışılarak kahve ile sarayın kurduğu ilişki gözler önüne serilecektir. Son olarak da geçmişteki işlevinden uzaklaşarak bugün popüler kültürün en önemli mekansal alanlarından biri haline dönüşen kahvehanelerin kısa bir değerlendirmesi yapılacaktır.


Çalışmanın tamamı için: https://www.dropbox.com/s/azicwqmlhkl6p24/Paper_SON.pdf?dl=0



1 Hasluck, F.W., Bektaşilik İncelemeleri, Say Yayınları, İstanbul, 2012, Sayfa: 23
2 Kafadar, Cemal., Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken, Metis Yayınları, İstanbul, 2009, Sayfa: 112
3 Sızıntı Dergisi, Ekim 1980, Kaynak: http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/son-karakol.html, Erişim:
15/01/2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği Üzerine

10 Adımda Eskişehir'de Geçirilebilecek En İyi Haftasonu