Öpüş


Elimden tutup götürdüğü köşede, karanlığın içinden yayılan ışıkların ancak ulaştığı tabloyu sordu bana, gözleri çakmak çakmak parlarken; "Bu tabloyu biliyor musun?"

Baktım, uzunca baktım. "Gustav Klimt'in." dedi.

Daha önce görmemiştim. Görmüş olsaydım aklıma kazınırdı, şüphesiz.

"Viyana'da görmüştüm." dedi. Viyana'ya da gitmemiştim.

Merak ettim, adını sordum. Şehvet yanıyordu duvarda.

"Öpüş bunun adı." dedi, anlamadım. Tekrar sordum, bile isteye.

Mesajı almıştım, mesajı almıştı.

Dudaklar yanıyordu lambalarda, bardaklarda kan vardı. Köhne, kagir bir barın dibinde aşk tutuşuyordu, Klimt'in altın sarısı erotizminden çağlayarak.

İnsan şaşıyordu bazan, bir kadının bir erkeğe bunu yapmasına.

Arzuyu, aşkı ve heyecanı böylesine estetik sunmasına.

Çocukken kurduğu hayallerin, 25'inde gerçek oluşuna.

"Öpüş"ün bu kadar yanık, "Öpüş"ün bu kadar ıslak oluşuna.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği Üzerine

10 Adımda Eskişehir'de Geçirilebilecek En İyi Haftasonu

Medine Vesikası ve Sivil Toplumun İslamcı Dönüşümü 1