Çukurambar'ın Simgelediği (Dizi Yazı 4)

Çukurambar, bugünün Türkiyesi’nde İslami burjuvazi ile simgeleşmiş bir muhit olarak göze çarpmaktadır. Bu niteliğiyle genelde Çankaya’nın simgelediğinin karşısında mevzilenmektedir. Ne var ki, ekonomik rasyonalite bağlamında düşünüldüğünde bu gerçekçi bir karşı karşıya geliş değildir, sanal bir karşıtlaşmadan ibarettir. Bu karşıtlaşmanın gerçek karşılığı Türkiye’nin kültürel sınıfsallaşmasında mevcuttur ve bu haliyle Çankaya ve Çukurambar, Osmanlı ve Türk modernleşmesinin temel ayrışma sathı olan kültürel hattaki temel ayrımın alamet-i farikaları olmuşlardır. Ekonomik rasyonalite ise bu ayrımı sanal olarak kurgulamaktadır. Çankaya’da mukim kentli, laik birey söz gelimi Ziraat Bankası’nın faizli hizmetini satın almaktayken, Çukurambar’daki için Ziraat Katılım Bankası tercih edilebilirdir. Fakat son kertede aynı bankanın iki farklı kolundan elde edilen gelir eş bilançoda konsolide edilmekte, kimliklerin talepleri sanal olarak karşılanırken başat iktisadi aktörün işlevi farklılıkların törpülenmesine hizmet etmektedir. Bu vesileyle de aslında, modern ile geleneksel olan farklı simülasyonlarla aynı potada eritilebilmekte, bireyler bu durumun farkında olsalar bile sisteme bu haliyle angaje olmaktan imtina etmemektedirler. Aynı durum söz gelimi bir kadın giyim markasının türbanlı kadın için baş örtüsü, açık kadın içinse bikini tasarlamasında (Pierre Cardin) ya da bir kozmetik firmasının seküler tüketici için normal diş macunu üretirken, dindar olana peygamber sünneti olduğuna inanılan misvak özlü macun satmasında da söz konusudur. (Colgate)

Peki bu gerçeklik bireylerin dini ya da modern duygularını zedelememekte midir? Neticede bir olguya inançla bağlanan ve bunun akıbet ve sonuçlarını nazar-ı dikkate almak durumunda olan birey, gerçekliğin bu denli çarpıtılması karşısında neden sessiz kalmaktadır? (Ya da kalmasa bile, sesi neden duyulmamaktadır?) Bu soruya yanıtımız, modernitenin sivri olanı törpüleyerek yürüttüğü homojenizasyonda ve bireylerin kentli konumlarında gizlidir.

Gerçekten de modernite ya da daha doğru ifadesiyle kapitalist kültür, hemen her şeyi olduğu gibi dini de araçsallaştırmakta, kendi uhrevi boyutundan sıyırarak dünyevi bir konum alma durumundan ibaret bırakmaktadır. Dünya ekonomik sistemini domine ettiği ve kendini dayattığı tüm formlarıyla gezegenin atmosferini hiçbir boşluk bırakmadan doldurmakta, içinde yaşayan bireyleri bir biçimde kendi değerlerine tabi kılmaktadır. Bu haliyle de kentli dindar birey, eksik ya da yanlış bilincinin ürettiği arabesk dinselliğiyle amorf bir yapıya bürünmekte, ne tam anlamıyla modernite ile uyum içinde, ne de tam anlamıyla ananevi bir dinsellikle kavrularak yaşamakta, kendisine dayatılan üretilmiş bir modern İslamcılığa tutunmaktadır. Bu modernize edilmiş İslamcılık, kimliğin nirengi noktalarına saygıda kusur etmeyen kapitalizmle anlaşabilmekte, dindar bir birey olarak kendini var ettiğini sandığı bu sistemde aslında sürekli olarak değerlerinden ödün vermektedir.

Bu tartışmanın bir tarafında da Türkiye’nin global düzenle yaşadığı sürekli etkileşim vardır. Eşzamansızlığın kontrol edilemeyen etkileri biteviye sirayet etmekte, bireyler hem doğrusal bir gelişim paradigması içinde (Newtongil) ilerlemeye çalışırlarken, beri yandan kendilerinden çok daha önce bu yollardan geçmiş milletlerin çıktıları ile karşılaşmakta, lineer gelişim anomalik bir muhteviyata bürünmekte, toplum bu karmaşanın etkisi altında kalmaktadır. Çok değil, birkaç ay önce Mısır’ın devrik lideri, İhvancı Muhammed Mursi için İstiklal Caddesi’nde binlerce siyasal İslamcı tarafından protesto gösterisi düzenlenirken, yine aynı noktada birkaç hafta önce bu sefer yarı çıplak LGBT bireyler Onur Yürüyüşü yapabilmektedirler. Bu ikisini aynı anda mümkün kılan şey, eğer o muazzam Türk demokrasisi değilse (!), olsa olsa Türk modernleşmesinin dünyadan yalıtık bir şekilde, kendini kapattığı bir fanus içinde gerçekleşmeyen gelişim paradigması olsa gerektir.

Genel olarak, Çukurambar’ın Çankaya’nın mefhum-u muhalifi kabilinden bir olguyu simgelemediği, salt olarak aynı modernitenin farklı görünümleri olduğunu söyleyebiliriz. Burada önemli bir farklılığın kent sosyolojisi içerisinde arabesk dinselliğin gelişmiş olmasında bulunduğu, bu anlamıyla farklılığın esas olarak geleneksel ve modern dinsellikler arasında oluştuğunu ifade etmek gerekir. Yani Çukurambar’ın Çankaya’ya olan uzaklığı, Sincan’a olan uzaklığından daha azdır ve gerçek çelişki esas olarak bu iki İslami komünite arasında yaşanmaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği Üzerine

Medine Vesikası ve Sivil Toplumun İslamcı Dönüşümü 1

10 Adımda Eskişehir'de Geçirilebilecek En İyi Haftasonu