Dindar Bireyin Modern Çelişkileri (Dizi Yazı 3)

Modern ile din arasındaki boşluk, kapitalizm ile İslam arasında etraflıca düşünülmemiştir. Halbuki Osmanlı modernleşmesinin tabii bir edimi olarak modernite ile dini uzlaştırmak gayesi, bugün kapitalizm ile İslam’ı uzlaştırma çabası olarak tevarüs etmiştir. Bu analojide farklı olan ise, modernitenin İslam medeniyetinin dolayımından geçerek doğmuş olması nedeniyle, Osmanlı entelijansiyasının kafasında beliren modernite-din uyumu, “İslam’ın aslına rücu etmesi” minvalinde değerlendirilerek eşyanın tabiatına uygun bulunurken, kapitalizm ve İslam arasında hep bir gerilim hattı olduğu varsayılmıştır. Çünkü kapitalizm, modernite içinde gelişmiş saf bir Batı kurumudur ve İslam’la karşılaşması hep negatif konotasyonları barındırmıştır. (Sömürge, işgal, savaş, yıkım vs.) Öyle ki, İslami burjuvazinin bencil, çıkarcı, açgözlü Homo Economicus’tan kendini ayırmaya çalışıp, yerine daha yerli, adaletli, çok malda gözü olmayan, toplumsal bağları gözeten bir Homo İslamicus kavramı icat etmeye çalışması da bununla ilgildir.5 Ne var ki Batı kapitalizminin tenkiti, faiz-riba karşıtlığı, mülke düşkünlüğün “Bir lokma, bir hırka” gibi deyişlerle eleştirisi zaman içinde soyutlaşmış, İslam ve kapitalizm arasında bir eklemlenme gerçekleşmiştir.6 İşte bu noktada, hangi kabın içine konsa o kabın şeklini almayı şiar edinmiş siyasal İslamcılar’ın özellikle postmodern zamanların gelişmiş kapitalist formu neoliberalizmle olan flörtü yeni uzlaşının aracısı olmuş, bazı sakil örnekler dışında genel olarak başarılı da olmuştur.

Sakil örnek derken kastettiğimiz şudur: Kocasını aldatan dindar kadının birleşmeden sonra boy abdesti alması ya da türbanlı kadının her daim tenkit edilegelmiş olan dar/açık kıyafet tercihleri gibi örneklerdir. Bu çelişkiler aslında modernle geleneksel olanın yavan bir çelişkisi gibi düşünülebilir. Şu kadar ki, edimlerde gizli olan bir kentli davranış kodu vardır ve gerçekte yaşanan çelişki arabeskleşmiş dinsellikle gündelik kentli pratiğin optimize edilmesidir. (Arabesk dinsellik kavramını Ahmet Yaşar Ocak’ın kullandığı şekliyle kullanıyoruz.) Bu niteliğiyle de Pascalcı cebirsel çıkar formülasyonunun zımni bir ön kabulünü taşımaktadır; hem bu dünya hem de öte taraf için bir şeyler yapan araçsal aklın mihmandarlığında hareket edilmektedir.

Peki bu çelişkiler yalnızca fenomenolojik bir takım unsurlarla mı tespit edilir, yoksa bunların deruni bir takım kavram ve inanç karmaşasının yansıması olarak düşünülmesi mümkün müdür? Şüphesiz ki hiçbir edim, irade sahibinin son kertede de olsa onayından geçmeden vücuda gelmez. O halde çelişkinin arkasındaki “yanlış bilinç”i deşifre etmek gerekir. Siyasal İslam tartışmasını bir kenara bırakırsak, geleneksel Müslüman’ın yaşadığı bunalım, yani modern bir yurttaş, dindar bir birey olarak yaşantısına devam etmesinin önündeki engel, engel de değil de, hiç bitmeyen bir problematik olarak gelişmesinin nedenleri nelerdir? Reformist İslam’ın bir türlü sistemli bir kurum olarak yerleşememesi ve bunun yarattığı çözülememiş sorunlar yumağı mı, yoksa kendini dini bir takım angajmanlar içine sokmuş bireyin yanlış ya da eksik bilinci mi? Çalışmamızda bu soruların yanıtlarını bulamamakla birlikte, bir takım açıklamalar getirmeye çalışmaktayız. Çukurambar örneği de bu çabamızın değerli bir yardımcısı olarak görülebilir.

5 MÜSİAD’ın 27.12.1996 tarihinde yayınladığı raporda geçen tanım. Bu tarifle Refah Partisi’nin sol jargondan esinlenmiş parti programı birlikte düşünülmelidir.

6 Laik burjuvazinin Türkiye pratiği ile İslami burjuvazinin pratiklerinin ne ölçüde uzlaştığı üzerine bir çalışma için; Durak, Yasin, Emeğin Tevekkülü – Konya’da İşçi – İşveren İlişkileri ve Dindarlık, İletişim Yayınları, İstanbul, 2011.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği Üzerine

10 Adımda Eskişehir'de Geçirilebilecek En İyi Haftasonu