Obsesif Adamların Aşkları

Aslında iki yazar da aynı memeden besleniyorlar: Obsesif karakterin çekici duygusallığı. Marquez ve Pamuk'tan bahsediyorum, evet. Karakterlerin olağandışı imge-yer ve nostalji bağımlılıkları anlatılan aşkı "ulaşılamaz" kılmaya çalışıyor. Pamuk'ta hikayenin odak noktasını yaratan bu "meme" oldukça obur, son derece tombulken, Marquez'in beslendiği meme daha sıradan. Bunun okur üstünde iki türlü etkisi var: İlk etki; obur memenin hatırda kalıcılığı, vuruculuğu yakalamasında. İkinci etkide ise hiç şüphesiz Florentino Ariza'nın gerçekçi aşkı ve bu aşkın pürüzsüz anlatımı sözkonusu. Yani okur Kemal'in naif aşkıyla birlikte fantezi kurarken, Ariza'nın imkansız aşkı içinde kendini buluyor.

Kolera Günlerinde Aşk, Marquez'in herkesçe bilinen, 1985 yılında yayımladığı kitabı. Marquez Usta, bu kitabında Florentino Ariza'nın kökleri sanki kadim medeniyetlerin derinliklerinde olan aşkını ortaya çıkarıyor. Bir kadından bir kadına giderken, aklında bir, yalnız bir kadının varolması...Daha da etkileyicisi; her kadının kokusu tenine yapışıp kaldığında, o bir, yalnız bir kadını her şeye rağmen varetme güdüsüdür bu romanda anlatılan. Belki de birçok okuru Marquez Ustaya sormuştur zımnen, neden? Neden o bir, yalnız bir kadını varetmeye çalıştın? Cevabını belki almış, belki alamamıştır. Her ne olursa olsun, "yaşamaya devam etmek için bundan daha iyi bir sebep yoktu." belki de...

Masumiyet Müzesi'yse Orhan Pamuk'un 2008 tarihli en son romanı. Aşk romanı yazmaya el attığını ifade eden yazarın uğruna, İstanbul'da gerçek bir müzesini kurduğu roman. Romanda anlatılan müzeyi kurmak ne kadar yazarın kendisine ait bir fikir, bilmiyorum. Ya da iyi bir fikir mi, onu da bilmiyorum. Fakat enteresan olduğu kesin. Romanı dışarıdan destekleyen, farkındalığını arttıran bir etken. Kötü değil, yanlış anlamayın.

Bu iki roman hakkında birkaç kelam edeceksem önce, aşkın iki hikayesi arasındaki bariz farktan bahsetmeliyim; anlatıcılarının tarzıyla ilgili olandan. Marquez'de kurgu güçlü yapısını ve farklılığını hissettirirken, Pamuk oldukça sade, zor akan, olaylardan çok anlara odaklanan bir yapı kuruyor. Muhtemelen okurlar Ariza'nın kadınlarını konuşurlarken, Kemal'in izlediği sıkıcı dizilerin adlarını anımsamaya çalışmaktalar. Pamuk'un birçok romanında da rastladığımız yaklaşık 100 sayfalık "sıkıcı" bölüm bu romanda da var. Hayır, orası olmasaydı da olurdu demiyorum. Çünkü bu sayfalar Kemal'in fetişizmine giden yolun döşenmesi, bunun anlaşılması için elzem.

Pamuk'ta hiç şüphesiz Anadolu kültürünün (ya da bize ait olan, bu topraklara ait olan şey her nasıl adlandırılırsa) aşk ve seks üzerindeki kültürel vesayeti iyi okumuş bir hal var. Hatta bu okuma o kadar iyi ki, karakterin aşk için yaptığı tanımları okurken, yazar önünüze evrensel olamayacak kadar bize ait, rasyonel bir varlığa ait olamayacak kadar oksimoronlara bezeli, absürdlüklerle dolu aşkı koyuyor. Gerçi aşkta "rasyo"dan bahsetmek kimin haddine?!
Marquez'de hiç şüphesiz evrensel bir yapı kendini daha çok hissettiriyor. Şu cümlelerde hangi milletin belleği yok ki?:

"Her şeye karşın, yüreğin belleğinin kötü anıları sildiğini, iyileri büyüttüğünü, geçmişe katlanmayı bu hile sayesinde başardığımızı bilmeyecek kadar gençti daha."
Marquez, Kolera Günlerinde Aşk, 123

Masumiyet Müzesi'nin obsesif karakteri Kemal'de kıskançlık tam bir cinsel sapkınlık görünümünde. Füsun'un bir başka erkekle yatma ihtimali üzerine kurulan kıskançlık, aşkın temellendiği nokta. Kemal, eğer pornonun olduğu bir çağda yaşasaydı muhtemelen 2 erkek, 1 kadından oluşan "Threesome" hastası olurdu. Şu cümle Masumiyet Müzesi'nden, ve oldukça kışkırtıcı:

"Bir insanın, başka fırsatları olmasına rağmen onları reddedip sürekli aynı kişiyle sevişmek istemesine, bu mutluluk verici duyguya aşk denirdi."
Pamuk, Masumiyet Müzesi, 91

Marquez'se kıskançlıktan ziyade, arkaik bir bilge tarzını yediriyor karakterine. Florentino Ariza'nın uğruna elli bir yıl, dokuz ay, dört gün beklediği Fermina Daza'nın kocası Juvenal Urbino akıllıca hareket edişi, planları- programları ile modern toplumun bilgeliğini yaparken, Ariza'nın kıskançlığını değil takdirini kazanıyor adeta. Ariza'daki cinsellik de, belki de tam bu yüzden, evliliğin kendine saygı duymak zorunda bırakan tarihselliğinin yüzü suyu hürmetine oklarını Fermina Daza'ya çevirmemekte. Ariza, özgürce bir kadından diğerine giderken, her kadında saplantılarını yenilemiyor aslında. Yaptığı şey; gittiği her kadında sadece "keyfi bulmak".

Bir başka açıdan, Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in sosyoekonomik durumu sebebiyle doğal üyesi kabul edildiği ortam, yazar tarafından birçok analize tutulan, okurun zihninde devamlı yer teşkil edecek şekilde ön plana yerleştirilmiş durumda. Roman aşkı anlattığı kadar bu çevreyi de anlatıyor denilebilir. Fakat, Marquez de benzer bir çevreyi, ya da en azından maddi zenginlik ve itibarlı bir ortamı geliştirmişken, roman sizi bu çevreden çok Ariza'nın saplantısına odaklıyor. Zengin, züppe, Kemal ile oldukça benzer bir çevreye sahip Juvenal Urbino daha kısa, daha net anlatımlarla betimlenirken, Pamuk okuru Kemal'in dünyasına adeta ortak etmek, okuru Kemal'in beynine yerleştirmek için elinden geleni yapıyor. Bu kimilerini usandırmış olabilir. Beni yer yer sıktı. Marquez'de okurun rahatsızlığı sözkonusu değil. Olay örgüsü, Ariza odaklı anlatım açıkçası muhteşem bir beceriyle gelişiyor. Okur, yazar hiç yorulmadan hikayenin içine davet ediliyor. Çok daha yetenekli bir tarz bu bence.

Ve elbette, son olarak Marquez'in sınıflararası farkların aşkların derin fizyolojisine içkin söylevinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Şuna bakın bir:

"Sevmediği bir adamla yaptığı bir çıkar evliliği sayesinde [...] Orospuluğun en aşağı biçimidir bu."
Marquez, Kolera Günlerinde Aşk, 227

İnsanın ontolojik hırsı: Güç İstenci! Para, iktidar, kariyer...Hepsi güçle ilgili! Aşk bu yüzden gücün orospusudur. İstendiğinde devreye girer ve istenildiğinde devreden çıkar! Aşık olmanın büyük çoğunluğunu oluşturan "motivasyon ve obsesyon" un yapısı, 17'sindeki gencin penisi gibidir; güç istencini hissettiği anda ereksiyon olur.

Ve nedendir bilmem, bence çirkinlerin aşkı daha bir yoğun, daha bir ihtiraslıdır. Güç istenciyle alakadar olsa gerek. Güzellerse kendine tapar.
Erkekler içinse ayrım daha kesiftir: Kötü kadınlar bıktırır, iyi kadınlar sıkar! (Oscar Wilde)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği Üzerine

Medine Vesikası ve Sivil Toplumun İslamcı Dönüşümü 1

10 Adımda Eskişehir'de Geçirilebilecek En İyi Haftasonu